9 Temmuz 2016 Cumartesi

Schrodinger / Dalga Fonksiyonu

Deneyimlemekte olduğumuz bizim yerel gerçekliğimiz, aslında tamamen titreşimsel realitenin ayrı frekanstaki bir parçasıdır.
 Fiziksel olarak algılanan her nesne ve her canlı bizim içinde bulunduğumuz titreşimin frekansıdır. Dolayısıyla bizler uyumlandığımız titreşimin bire bir yansımasını yaşıyoruz.

 Bu  açıklama TÜM OLUŞUMUN EN BÜYÜK SIRLARINDAN BİRİDİR.

 Ben bunu açıklarken bile kelimeler kifayetsiz kalıyor. Sizler bu sırrı zihninizle anlayamazsınız. Sadece duygularınızı kullanın ve açıklamanın farkında olun yeter.

Oluşumun her bir frekansı ki bu sayı sonsuzdur, kendi uyum içinde olduğu titreşim frekansını enerjisel düzeyde değil de fiziksel kütle kazanmış atomaltı parçacıklarını fiziki görünüm içinde  algılar.


Mesela halk dilinde ruh kavramı vardır. Evet, ruh kavramı bir titreşim frekansıdır. Fakat aynı frekansa uyum olmadıkça o kavram sadece bir kavramdan ibarettir. Aynı frekansa uyumlandığımız an RUH kavramı deneyim kazanır ve RUH yerine KÜTLE KAZANMIŞ FİZİKSEL BİR VARLIK OLARAK ORTAYA ÇIKAR. Şimdi bu durumda RUH sadece bizim algı alanımız içinde varolur. Her nesne ve varlık GÖZLEMLEYEN olduğumuz sürece farklı bir anlam kazanır. Halbuki DENEYİMLEYEN olduğumuz an  tüm bunların bize göre görünüm ve anlamı değişim ve dönüşüme uğrar.

 Peki, hangisi GERÇEK?

Bizim gerçekliğimiz olarak her oluşum GERÇEK.

Sadece FREKANS durumu farklı!

. Bulunduğumuz yer ve oluşturduğumuz HARMONİSEL OLUŞUM bizim gerçekliğimiz haline dönüşür. Yanlış ve doğru yok sadece ve sadece algılama var.
Her sahip olduğumuz duygu ve düşünceler bile titreşimsel frekans değişikliği gösterir. KİN, ÖFKE, İNTİKAM, ENDİŞE, KAYGI, HUZURSUZLUK VE DAHA BİRÇOK DÜŞÜK TİTREŞİMLİ DUYGULAR DENEYİMİN FARKINDALIĞINDA GÖZLEMLEYEN OLDUĞUMUZ SÜRECE VE BUNUN TAM AKSİ YÜKSEK TİTREŞİME SAHİP OLAN SEVGİ, MUTLULUK VE HUZUR GİBİ DUYGULAR DA AYNI ŞEKİLDE DENEYİM İÇİNDE OLMADIĞI SÜRECE BİZLERE BİRER ANLAM İFADE EDER. Bu duyguları hissettiğimiz an bizim deneyimimiz içine girer ve anlamını yitiren bu duygu bizim yerel gerçekliğimizde  OLMA HALİMİZ olarak ortaya çıkar.

İnsanoğlu denen kütle kazanmış ve belli bir titreşimsel frekansa bilinci ile uyumlanmış varlık tamamen yüksek titreşim frekansları arayışında olarak bazen zihninin oyununa gelebilir.
Mesela bir başka titreşimsel parçaya fiziki olarak zarar vermeye çalışabilir ki yüzyıllardır bu böyle olmuştur. Bu durumda bu eylemi kendine veya bir başka bilince uyguladığında KABUL GÖRMEYEN OLUŞUMDA  ve bunun sonucu olarak tabiri caizse titreşimsel bir KISA DEVRE OLUŞUR. Bu kısa devre kavramı, aslında enerji frekans aralığının diğer bir enerjiye uyumlanamamasıdır. Böyle olunca enerji frekans dışında kalır ve bir türlü aynı frekans uyumuna geçemediğinden fiziki olarak kendini yok sayar. Sadece düşük titreşim frekansında bulunarak adeta sonsuz bir acı hissi duyar. İşte bu CEHENNEM denilen yerdir. Varlık burada ne olduğunu anlayamaz ve belli bir olgunluktan geçip tekrar uyuma geçinceye kadar kaos yaşanır. Bu bazen bitmeyen bir zaman algısı gibidir.

CENNET ise yüksek titreşimli enerjilerin her bir üst düzeyde deneyimlerine tamamen hakim olup tüm düşlerini gerçekleştirmeye başladığı yerdir. İşte bu yüzden dinen bile öldürme eylemi her ne olura olsun GÜNAH kabul edilmiştir. Bu eylem titreşim frekansında bir ayar bozukluğu oluşturmaktadır. Bu yüzden dünya da bu kadar acı ve keder oluşmuştur. Artık insanoğlunun uyanma zamanı ve bununla beraber kendi yüksek frekans varoluşunu yakalama zamanıdır.

TEKNOLOJİ  DEDİĞİMİZ ASLINDA TİTREŞİMSEL REALİTENİN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ FREKANSTA Kİ DENEYİMLENME HALİDİR.

Bilim ilerledikçe bu boyutta sahip olduğumuz teknolojik gelişmeler bizim yaşam deneyimlerimizi daha kolay hale getirmeye başlamıştır.

Zaten amaç da bu değil midir?

İnsanoğlu daima daha kolay, daha uzun ve sağlıklı bir yaşama sahip olma arzusu içinde sürekli bir araştırma içindedir. Fakat sahip olduğu teknolojik gelişim bilinç yapısı ile aynı orantılı düzeyde gitmediği zaman belli problemler ortaya çıkmaya başlar. Zamanın başlangıcından beri insanın ulaşmak istediği bu olgunluk ve bilme hali maalesef  fiziki boyutun illüzyoni çekiciliğinden dolayı çok uzun zamanlar almıştır.

Peki, bu yeni dönemde İNSANLIK BU  BİLİNÇ VE TEKNOLOJİK GELİŞİM DENGESİNİ yakalayabilecek midir?

Bu ALTIN ORAN 1/100 dür. Başka bir deyişle, her 100 kişiden 1’i bu dengeyi yakalarsa diğerleri atomaltı düzeyde aynı etkiyi hissedecektir ki bu denge kurulacaktır.

Schrodinger isimli bilim adamının ortaya attığı DALGA FONKSİYONU teorisine göre atomaltı parçacıklar birbirini sanki biliyormuşcasına takip eder ve aynı tepkiyi verirler. İşte insan da atomdan meydana geldiğine göre sürekli bir şekilde birbirine etki etmektedir.

Şimdi, örnek olarak haberleşme araçlarından telefonu ele alalım. Biz özünde enerji yani titreşim olduğumuz için tüm bu bilgilere hücrelerimizde sahibiz. Bu birbirimizi anlama işlemi aslında titreşimsel realitede oluşuyor. Fakat aynı frekansta olduğumuz için bir şekilde bu işlemi fiziki boyut farkındalığında gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu yüzden telefonu fiziki olarak keşfetmemiz gerekti.
Önce sadece duyusal olarak haberleşebiliyorduk, şimdi bu işleme görselliği de ekledik. Tüm bu bilgileri özümüzde biliyoruz sadece deneyim alanımıza getirmeyi keşfediyoruz.  Aslında tüm bu oluşum atomaltı düzeyde ortaya çıkıyor. Biz sadece işleme bir kılıf, bir anlam uyduruyoruz. HER OLUŞUM BİR TİTREŞİMDİR, BUNU  UNUTMAZSANIZ  HER OLASILIK ORADA VE GERÇEKTİR.

Bir yerden bir yere gitmek için araçları keşfettik. Onlar bu boyutta bizim içinde bulunduğumuz frekansın ürünüdür. Biz uçarak veya başka bir şekilde seyahat edemeyiz. Bu olaya bilincimiz izin vermez. Çünkü, her an farklı titreşim frekansında olabilsek bile yine o frekansın fiziki görünümü ortaya çıkar. Dolayısıyla hiçbir zaman ruhlar alemi diye bir boyut yoktur. O yer sadece bizim bilincimiz içinde varolan bir farkındalıktır.

 Deneyim başlamadan ALGILAMA ve YEREL GERÇEKLİK sadece bir FARKINDALIKTAN ibarettir.
Bu gerçekliğin ışığında BİLİNÇ varolan TEK REALİTEDİR.

BİLİNÇ HEM REEL, HEM DE YEREL REALİTENİN DEĞİŞMEZ TEK ÖZÜDÜR.

Sonuç olarak, EVRENİN YANİ OLUŞUMUN VE VAROLUŞUN EN BÜYÜK SIRRI  FARKINDALIK, ALGILAMA VE DENEYİMDİR. BU ÜÇ UNSUR BİZİM TÜM YAŞAMIMIZI ŞEKİLLENDİRİR. Bu bilginin farkındalığın  da tüm KORKU VE ENDİŞELER ERİYİP GİDER.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme