24 Ağustos 2016 Çarşamba

DİKKAT!!! 25.Kare Tekniği ile Beyinler Yıkanıyor. Kendimizi Nasıl Koruyacağız?

Sadece görebildiğine ve dokunabildiğine inanan insanoğlu, vurdumduymazlığının tüm sonuçlarını çok acı deneyimlerle yaşamış ve hala yaşamaya devam etmektedir.

Zihnimizin esiri olmuş ve beynimizin asıl kontrol panelini kullanamaz hale dönüştürülmüş durumdayız.
Günümüzde yaşanan acı ve inanılmaz olayları bu insanlar nasıl oluyor da yapabiliyor, diye kendi kendimize yaptığımız sorgulamalar içinde boğuşuyoruz.



Bir an geliyor, bir insanın diğer bir masum çocuğa veya özetle bir masum insana yapabildiği zulme anlam veremiyoruz. Bazen beynimizde depremler oluşuyor, tüm inandıklarımız ve bildiklerimiz bir bir yıkılıyor. İnsanların birbirine yaptığı kötülüklerin anlamını dahi algılayamıyoruz.

Peki, doğarken saf ve masum olan bu insanoğlu nasıl oluyor da şeytanlaşabiliyor?

Sonradan oluşan beyninde ki kimyasal değişime kim ve ne sebep oluyor da kendine hakim olamayıp hayal bile edemeyeceği kötülükleri yapabiliyor?

Saniyede 400 milyar bit, günde 34 Gigabyte, aşağı yukarı 50.000 farklı bilgi yağmuru altında kalan zihnimizi nasıl olur da bu kadar işlemden geçirerek doğruyu yanlış ayıracağız?

Mümkün değil!!!

Öyleyse, kaderimize boyun eğelim ve bilinçaltımıza kaydedilen bu bilgilerin tüm hayatımızı kontrolü altına almasına izin mi verelim?

Buna da hayır!

Artık, kitlesel silahlarla insanları yok edip çevresel risk almak yerine insanları kontrol edip hayatlarını ele geçirelim ve onları birer robot haline döndürelim, diyen bir insanlık türü var.

Bir sinema filminde saniyede 24 çerçeve hızıyla geçen görüntü, bize nesne ve kişilerin hareketli görünmesini sağlar. Buraya 25. kareyi eklediğimiz an gözümüz onu algılayamaz, ancak bilinçaltımız o bilgiyi iyi ya da kötü olarak yargılamadan anında hafıza deposuna kaydeder. Kaydedilen bu bilginin farkında olmamızın imkanı yoktur. 24. kareden sonra oraya istediğiniz bilgiyi ekler ve aktarmak istediğiniz kişinin bilinçaltına kodlarsınız. 1950'lerde Amerika'da bir sinema filmi arasında verilen subliminal mesajla seyircilerin istenilen marka içecek ve yiyeceği yenmesi sağlanıyordu. Bunun üzerine bu zorbalıkla iletilen reklam mesajları çoğu ülkede yasaklandı. Ancak gizli servisler bu mesajları istedikleri ülkenin insanlarına karşı kullanmaya başladılar. Bir nevi bilinçaltı savaşları başlamış oldu. İstediğin insanı canavarlaştırıp, istediğin insanı da bir robot gibi kullanabilme teknikleri oluştu.

Peki, bu farkında dahi olamadığımız çirkin saldırıdan korunma yolu var mı?

Evet, bunun da bir panzehiri var elbette!

Allah'ın, insana vermiş olduğu bu mükemmel çalışan bedenine, her türlü kötülüğe karşı korunma kalkanı olarak, yine bilinçaltı kontrol panelinin kişiye özel şifresini de vermiş.
Her insan kendi Alfa ve Teta beyin dalgasını yönetebilme yetisiyle bilinçaltında biriken olumsuz mesajları silme gücüne sahip. Burada depolanan kirli ve zararlı bilgileri aynı bilgisayarda olduğu gibi SPAM kutusuna atabiliyoruz. Burada karantinaya alınan bilgiler zihnin filtresinden geçtikten sonra ya siliniyor ya da kayda değer bir bilgiyse hafızaya arşivleniyor.
Ancak, bilinçaltına erişebilme ve arşivlenen bilgileri kontrol edebilme ayrı bir farkındalık ve çalışma istediğinden, öyle göründüğü ve konuşulduğu kadar da kolay değil elbette.
Fakat, bu çirkin ve acımasız oyunların sonucunda, insanın ne hale gelebildiğini de her birimiz gün be gün yaşıyoruz.

Eminim ki, en kısa zamanda  insanoğlu olarak her birimiz sahip olduğumuz bu mucizevi bilinçaltımızı, insanoğlunun nasıl daha rahat bir yaşama kavuşabilir, rüyası üzerine kullanabilme farkındalığına ulaşacağız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme