12 Mart 2018 Pazartesi

Sonsuza Dek FİZİKİ BEDENDE Yaşamak!!!

Sonsuza dek yaşamak gibi bir deyim kulağa nasıl geliyor?
Umut verici değil mi?
Yani bunu mecazi anlamda ''Sonsuza dek hatırlanmak'' olarak söylemiyorum.
Sonsuza dek fizik bedende yaşamak olarak söylüyorum.
İşte en büyük yanılsama budur.


Sadece dünyevi dediğimiz mekana ait bir yaşam olarak algılarız fiziki bedenlerimizi.
Halbuki bilimsel olarak bilinen en büyük gerçek sonsuza dek varolan enerjinin iki yüzünün olduğu gerçeği.
Enerji hem dalgalar halinde varolur, hem de bilinç tarafından gözlemlendiği an ve yerde atomik yapısında çöküş başlar ve titreşimi ağırlaşıp fiziki forma yani partiküle dönüşür.
Dünyasal ya da ahiret dediğimiz boyutlarda da enerjinin varlığı algılandığı an ve yerde enerji moleküler olarak çöküşe geçer ve fiziki form oluşur.
Öyleyse nerenin neresi olduğunu anlamak mümkün müdür?
Çünkü her boyutta bilinç tarafından gözlemlenen enerjinin her farklı  titreşimi madde boyutuna dönüşmek zorunda.
Bunun başka bir yolu yok.
Öyleyse, fiziki bedenlerimiz hiç bir zaman enerji boyutunda algılanamaz.
Her an ve her yerde algı alanına giren her enerji gözlemlendiği an maddeye dönüşür.
Peki nedir bu gözlemleyen?
Gözlemleyen bilinçli zihin.
Peki gözlemlenen kim?
Enerji.
Enerji ne?
Tüm oluşum.
Bir dakika, tüm oluşum enerjiden oluşuyorsa bizde enerjiyiz.
Peki bizim enerji bedenimizi gözlemleyen yine biz isek, gözlemlenen kim?
Yine biz.
Sonuçta tek bir gerçek kalıyor BİZ.
Aman Allah'ım, biz ister iyilik olsun ister istemeden de olsa kötülük olsun kendimize mi yapıyoruz bu durumda?
Anlaşılıyor ki bunun da cevabı EVET...
Eğer gözlemlenen enerji çöküşe geçtiğinde algıdan deneyime dönüşüyorsa, algımızda kalan enerji ile deneyime dönüşen enerji madalyonun iki yüzü gibi.
Her ikisi aynı anda olmadan varolamazlar.
Öyleyse biz sonsuza dek fiziki formda kalmak zorunda değil miyiz?
Çünkü enerji boyutunda kaldığımız sürece demektir ki gözlemleyen yok.
Gözlemleyen yoksa zaten varolan enerji de yok...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme