8 Mart 2018 Perşembe

Neden Olumlu Yerine Olumsuzu Çekeriz?

Gerçekten, neden hayatımıza olumsuzu hiç zorlanmadan çekeriz?
Olumluya ne kadar odaklansak sanki tam da zıttını deneyimleriz.
Bu sorunun cevabını ben de çok uzun yıllar önce merak ediyordum.
Bugün geldiğim noktadan o yaşadıklarıma baktığımda ise tüm resim ortaya çıkıyor.
Biz bulunduğumuz noktadan mutlu değilsek olmak istediğimiz noktaya odaklanırız.
Buraya kadar herşey normal.
Ancak şu ince ayrıntıyı ya bilmediğimizden ya da bize hiç söylenmediğinden sürekli göz ardı ederiz.
Bu ince ayrıntı ise şudur.


Biz olumlu düşüncelerimizi enerjinin dalga boyutuna gönderdiğimizde o enerjinin ona uyan frekansıyla rezonansa geçmesi halinde aynı anda dualite yasası gereği olumsuz hali de rezonansa geçer.
Tekrar ediyorum, biz olumluya odaklandığımızda hayatımıza çekilen zıtlık yasası gereği deneyimin her iki yüzüyle karşılaşırız.
Bu durumda zaten olmak istemediğimiz yerde olumsuzluk içindeyken aynı frekansa uyan o enerjinin olumsuzuyla rezonansa geçeriz.
Benzer benzeri çektiğinden ne yaparsak yapalım yine o deneyimin olumsuz yanıyla karşılaşırız.
Peki çözüm nedir?
Çözüm, içinde olduğumuz olumsuz enerjiye ne kadar önem veriyorsak aynı güç ve derinlikte olumluya da o ölçüde odaklanmalıyız.
Bu demek oluyor ki, azıcık şüphe, korku veya endişe bu ölçüyü dengeleyemiyor ve olumsuz olan anında çekim alanımıza giriyor.
Diğer bir ifadeyle, kurtulmak istediğimiz enerji alanına eşit ya da daha büyük bir olumluya odaklanma enerji alanı oluşturmalıyız.
Tamamen kendinden emin, sonuçtan emin olmamız gerekir ki o sonucu oluşturacak nedenler oluşmaya başlasın.
Genelde kişiler olmak istediği yer için hokus pokus gibi gözlerini kapayıp açınca orada olmaları gerektiği beklentisi içinde olurlar.
Bu durumda onlara anında olumsuzu çeker.
Enerji boyutunda oluşturulan niyet fiziki boyuta bir neden sonuç ilişkisi içinde çıkmak zorundadır.
Yani diyelim ki, parasal sorunlarınızı aşamıyorsunuz.
Niyetinize odaklandınız ve gözlerinizi açtığınızda karşınızda tabii ki bir hazine belirmeyecek.
O ancak bilim kurgu filmlerde olur.
Siz niyetinize odaklanmış tam bir berrak hedef çizdiğinizde bu hedefi oluşturacak nedenleri kendinize çekersiniz.
Mesela, hiç ummadığınız bir yerden bir iş teklifi veya buna benzer nedenler karşınıza çıkar.
Bu hastalıklar içinde böyledir.
Hastaya şifa verirsiniz, ancak hasta hemen odadan fırlayıp iyileştim diye bağırmaz.
Doktorlar farklı bir tedavi uygulamaya karar verir veya hasta cevap vermediği ilaçlara bir anda cevap vermeye başlar.
İşte bu yüzden modern tıp ile enerji tıbbı yapışık ikiz kardeştir bence.
Ancak modern tıp her nedense bu anlayışa tam anlamıyla ulaşamadı.
İnsan yaratımı diye bir şey yoktur.
Allah'ın yaratmış olduğu sonsuz olasılıklar dünyasında niyetimize uyanı hayatımıza çekebilme farkındalığı vardır.
Bunu da malesef bazı çevreler yaratımı yanlış algılayıp Allah'a karşı gelmek olarak anlıyorlar.
Allah her şey olduğuna göre zaten tüm insan yaratımını O'nun varlığı üzerinden yapıyor.
O olmadan hiç bir şey yaratılmaz ve yaratılmayan bir şeyin de farkına varılamaz.

Dolayısıyla, odaklandığımız duygunun enerji alanı  içinde olduğumuz duyguya eşit ya da daha geniş bir enerji alanına sahip olmalı.
Aksi olduğunda odaklandığımız enerjinin diğer yüzünü karşımızda buluruz.
Bu olursa sadece o olumsuzluğu niyetimizin oluşumuna giden bir kapı olarak görüp asıl hedefimize kilitlenmeliyiz.
Hayatımıza çekmek istediğimizi yaratmıyoruz.
Yaratım Allah'a özgüdür.
Biz sadece yaratılmış olanı farkedip ona uyumlanarak deneyimlerimize çekiyoruz.
Son olarak, istemediğimiz enerji alanını kabul edip onun sadece bir geçit olduğunu ve bu geçitten geçmeden olmak istediğimiz yere gidemeyeceğimizin farkına varırsak imkansız kelimesi bizim için hiç bir şey ifade etmez.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme